Son yazdığım yazıda tecrübenin yaşanmışlıklar olduğundan bahsetmiştim. 30 Kasım İzmir depremiyle tecrübeme bir tecrübe daha kattım.

Korona nedeniyle izole olmak bakımından yaz tatilimi geçirdiğim Çeşme Alaçatı dan İstanbul’a dönmemiş havalar müsaade ettiği sürece orada kalmaya karar vermiştim. Havalar çok güzel gidiyordu. “Pastırma yazı” diye isimlendirdiğimiz yılın son sıcak günleri sanki “sucuk yazı”, “sosis yazı”  varmış gibi devam ediyordu. Yine güzel güneşli ılık bir Alaçatı gününde öğlen yemeğimi yemiş kahvemi içip internette maillerimi gözden geçirirken daha önceden aşina olduğum bir hisle ayağa kalktım. 1999 Gölcük depreminde İstanbul Ataköy’de 7. Katta yaşıyordum; o sallantı, o sesler, o ne korkunç 43 saniyeydi! Ömrümün sonuna kadar unutamam. Aynı endişe ve korkuyla şiddetle  sallandığımı hissederek, eşyaların yer değiştirdiğini görüp, duvarlardan gelen çatırtı seslerini duyunca büyük bir deprem olduğunu anladım ve hızla dışarı koşup kendimi bahçeye attım.

Orası da korkunçtu sitenin havuzu sularını dışarı atacak kadar şiddetle sallanıyordu. Alarmlar çalıyor, insanlar bağrışıyor çatırtı sesleri duyuluyordu. Kıpırdayamadan bahçedeki çimlerin üzerine oturdum kaldım.

Sarsıntılar ne kadar sürdü hatırlayamıyorum ama bana dakikalarca devam etti gibi geliyor. 30 saniye kadar sürdüğünü daha sonra TV den öğrendim. Sarsıntının tamamen durduğuna emin olunca hemen eve girdim. Çok şükür çok kötü bir manzara ile karşılaşmadım. Devrilen şişeler, vazolar, açılan mutfak dolaplarından düşen bardak ve tabaklardan başka bir zarar ziyan görünmüyordu.

Tsunami tecrübesini ilk kez yaşadık!

Herkesin yaptığı gibi hemen telefona sarılıp o sırada İzmir’de olan annemi ve kardeşlerimi aradım. Çok şükür onlarda da kötü bir şey yoktu. Derin bir oh! çekerek rahatladım. Ancak bu rahatlamam çok uzun sürmedi dışardan “su geliyor kaçın!” diye bir ses duydum. Hemen dışarı çıkıp ne olduğunu anlamaya çalıştığımda evin önündeki deniz hızla yükselmeye başladığını gördüm. Tsunami oluyordu. İlk defa böyle bir tecrübe yaşıyordum, çok heyecanlanmış ve korkmuştum. Aklıma hemen Japonya’da ki gemileri, binaları önüne katıp sürükleyen Tsunami aklıma geldi.

Deniz suyu seviyesi bir anda 2 metre düşmüştü. Tabii bunun sonucunda denizde bağlı teknelerin hemen hemen hepsi karaya oturdu, bazıları yan yatarak devrildi. Tekneler normalden 2 metre aşağıya inince bazılarının karaya bağlı halatları birer birer koptu. Neyse bu kadarla geçmiş olsun derken birden sular yükselmeye başladı.  Önce eski normal seviyesine geldi ancak durmadı ve bu seviyenin 1,5 metre üzerine kadar yükseldi. Rıhtımlar, iskeleler ve yollar suyun altında kaldı. Şanslıydık ki su seviyesi evlere girecek kadar yükselmedi Tabii suyun gücü ile tekneler de tekrar yüzer hale geldiler ancak içlerine su aldıklarından bazıları battı. Suyun bu ani yükselip alçalmasından halatları kopup başı boş kalan tekneler sürüklendi, birbirine çarptı, ya da farklı bir yerde karaya oturdu. Yüzer iskelelerinde suyun çok alçalıp yükselmesinden dolayı bağlı oldukları rıhtımlardan koparak sürüklendi.

Dokuz kere sular çekilip yükseldikten sonra Akşam saatlerinde deniz duruldu duruldu. Evin önünden baktığınızda yaşanan felaketi görüp hissedebiliyordunuz. Tsunami tehlikesi bitmişti ancak artçı depremler sürüyordu. Tecrübe bir kere daha Doğal Afetlerin önünde durdurulamayacağını ancak gereken tedbirler ve önlemlerle zarar ve etkilerinin azaltılabileceğini göstermişti.

Bu defa dikkatimiz gözümüz kulağımız ve de kalbimiz İzmir’e yöneldi. 10’dan fazla yıkık bina ve bir sürü can enkaz altındaydı. Her kurtuluş bir sevinç her can kaybı keder kaynağıydı. O küçücük bedenlerin kurtuluşu o kederli acı dolu karanlık ortama nasıl da güneş gibi doğmuştu. Sonuç 114 can kaybı 3000’e yakın hasarlı bina. Tahmini hasar 1,5 Milyar TL civarında.

Deprem Sisam adası kuzeyinde Büyüklüğünü tam bilemediğimiz (6.6 ile 7.0 arasında büyüklük açıklamaları yapıldı) deniz dibinde çökme tipi bir depremdi ve en çok Seferihisar/Sığacık bölgesi ile tüm İzmir çevresini etkilemişti.

Açıklamalar yine duymaktan bıkıp usandığımız türden yapıldı; binalar çürük yapılmış, dere yataklarına bina yapılmış, kat adedi imara uygun değilmiş, beton kalitesi çok kötüymüş, demir eksikmiş, zemin katta kolonlar kesilmiş vs,vs….

Peki her depremden sonra niçin aynı şeyler konuşuluyor da, bunlara bir çözüm bir çare üretilmiyor? Ben 25 senedir anlayamadım. Anlayan varsa anlatsın lütfen. Maddi kayıplar bir türlü yerine konabilir ama can kayıplarını geri döndürmek mümkün mü?

Sigorta açısında bizi ilgilendiren kısmı yetkililerin açıkladığı rakamlar. Halen riskli bölge olan bu bölgedeki konutların sadece %50 sinin DASK sigortası olduğu. Zorunlu bir sigorta da dahi sadece iki konuttan birisini sigorta edebilmişiz. Penetrasyon %50!  İşimiz hiç kolay değil. Yapılması gereken şeyleri bir an evvel belirleyip sektör olarak hızla harekete geçme zamanıdır.

Depremsiz, Koronasız sağlıklı güzel günlerde görüşmek dileği ile sevgiler.