KASIDER Başkanı Sema Tüfekçiler Marsh Türkiye Eş CEO’ları Yeşim Aksüt ve Tarık Serpil ile beraber röportaj gerçekleştirdi. Aksüt ve Serpil, eş CEO’luk yapısında kadın-erkek dengesini yakalamanın birçok noktadan şirkete çeşitli avantajlar sağladığının altını çizdiler. 

KASIDER (Kadın Sigortacılar Derneği) Başkanı Sema Tüfekçiler dernek adına gerçekleştirdiği röportajları sürdürüyor. Tüfekçiler’in Marsh Türkiye Eş CEO’ları Yeşim Aksüt ve Tarık Serpil ile gerçekleştirdiği röportajda yönetici pozisyonlarını ve sigorta sektörünün geleceği konuşuldu.

Global bir şirketin eş CEO’ları olarak, yönetimde kadın & erkek dengesi, liderliğinize nasıl yansımaktadır? 

Eş CEO’luk yapısında kadın-erkek dengesini yakalamanın birçok noktadan şirkete çeşitli avantajlar sağladığını düşünüyoruz. Öncelikle tüm kritik karar süreçlerinde asla yalnız değilsiniz, “fikir fikirden üstündür” sözünden yola çıkarak ve toplumsal cinsiyet rollerimizin bizlere kattığı farklı bakış açıları ile tüm karar süreçlerinde en doğru kararı aldığımıza inanıyoruz. Cinsiyet çeşitliliği yönetime çok yönlü bakış açısı getirerek zenginlik katıyor. Sorumluluk ve görevlerin en doğru şekilde paylaştırılması ile verimliliğimizin arttığını düşünüyoruz, ayrıca zirvede yalnız da kalmamış oluyoruz.

Global şirket, lokal yönetici ikilemi, yönetimde ve karar alırken ne gibi sıkıntılar / avantajlar sağlıyor? 

Bize göre global bir şirket yönetmenin birçok avantajı var. İlk olarak global bir holdingin lokal şirket yöneticileri olarak sizleri de dinleyen, anlayan ve buna göre üst düzey kararları şekillendiren bir ailenin parçası olmak çok önemli. Aynı zamanda global bir yapının parçası olduğunuz için çoğu zaman sizinle benzer süreçlerden geçen, benzer zorluklarla başa çıkmış veya çıkmaya çalışan “peer”lerinizin olması, doğru stratejiler kurgulamanıza yardımcı olabiliyor. Bu noktada tek sıkıntı yaratacak konu yerel kültür, iş dinamikleri farklılıkları olabilir. Ancak bu etmenler Marsh gibi Türkiye’de geçmişi 50 yılı aşan şirketlerde bir dezavantaj gibi algılanmamakla beraber, aksine “çeşitlilik ve kapsayıcılık” ilkemizin önemli bir katma değeri olarak görülür.

Yönetici adayı genç arkadaşlarımıza, sigorta sektöründe başarılı olabilmeleri için vereceğiniz tavsiyeler neler olur? 

Sigorta; içinde çok fazla teknik konularını barındırdığı gibi sürekli gelişen, içinden geçtiğimiz dönemlere uygun, yeni risk ve sigorta çözümleri sunan bir sektör. Bu nedenle yönetici adaylarına mümkün olduğunca sektördeki ve çağımızın getirdiği gelişmelere uygun olacak şekilde kendi deneyimlerini sürekli olarak geliştirmelerini öneriyoruz. Sigorta branşları açısından düşünüldüğünde de “bir şeyden her şeyi, her şeyden bir şeyi bilecek” biçimde kendilerini eğitmeleri çok önemli. Kendi kariyerlerinin yönetimini kimseye emanet etmemeliler.

20 yıl sonra sigorta sektöründe değişim gösterecek en önemli alan sizce ne olur? 

Birçok sektörde olacağı gibi yapay zeka, büyük veri analizleri, blockchain, nesnelerin interneti gibi dönüştürücü etmenler, hem Türk hem de dünyada sigorta sektörünün geleceğini belirleyecek. Son birkaç yıldır konuştuğumuz “Insurtech” çözümler ile sigortanın dijitalleşmesini öngörüyorduk, ancak COVID-19 ile sigorta sektöründe hızlı bir dijital dönüşüm yaşadık. COVID-19 öncesinde halihazırda daha geleneksel şekilde yürüttüğümüz ve dijitalleşmesi için birkaç yıla daha ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz operasyon ve hasar süreçlerimizi bile dijitale uyumlu hale getirdik. Bundan sonraki dijital dönüşüm daha da hız kazanarak devam edecektir. Bunun yanı sıra analitik becerilerin daha da önem kazanmasıyla önümüzdeki yıllarda analizlere dayanan inovatif sigorta çözümlerini, örneğin “on-demand” dediğimiz talebe bağlı ve kullanıma bağlı sigorta ürünlerini daha fazla görebiliriz. Ayrıca sigorta sektöründeki son kullanıcının önümüzdeki dönemde değişerek “Digital Natives” dediğimiz kuşağın yavaş yavaş hedef kitlemiz olmasıyla beraber çok kanallı iletişim araçlarıyla uçtan uca tasarlanmış dijital sigorta deneyimi daha önemli hale gelecektir.

Sigorta sektöründe lokal ve global olarak önümüzdeki beş yıl içerisinde ön gördüğünüz üç büyük risk ne olur? Neden? 

Marsh & McLennan Companies olarak Dünya Ekonomik Forumu iş birliği içerisinde gerçekleştirdiğimiz ve her sene Davos öncesinde açıkladığımız 2020 Yılı Küresel Riskler Raporumuza göre uzun vadede en fazla endişe duyulan konuların başında çevresel riskler ön plana çıkıyor. Rapora göre önümüzdeki 10 yıl içinde gerçekleşme olasılığına göre en büyük 3 risk: olağanüstü hava olayları (örneğin sel, fırtına vb.), iklim değişikliğinin iyileştirilmesi ve uyum çabaları konusunda başarısızlık ve büyük ölçekli doğal afetler (deprem, tsunami, volkanik patlama, jeomanyetik fırtınalar). Son yıllarda teknolojik riskler de raporda önemli bir yer tutuyor. Ancak COVID-19 ile risk yelpazesinin ekonomik risklere doğru kaydığını gözlemliyoruz. COVID-19 sonrası gerçekleştirdiğimiz son raporumuza göre iş dünyasının şu an için en büyük endişesi “uzun sürecek küresel bir resesyon”.