Korsanlığa karşı sigorta güvencesi...

Zaman zaman daha önce yazdığım bazı yazılarda belirtmiştim, Türk halkının en çok kullandığı kelimelerden birisidir “keşke” diye.

Hafta sonu haber bültenlerine “Nijerya açıklarındaki Gine Körfezinde seyir halindeki Mozart isimli işletmesi Türk gemicilik şirketi tarafından yapılan Liberya bayraklı konteyner gemisi korsanların saldırısına uğradı. Nijerya'nın Lagos kentinden Güney Afrika'nın Cape Town kentine ilerleyen gemideki 19 mürettebattan 15'i kaçırıldı, 1'i öldürüldü, mürettebattan 3 kişi ise gemiyi güvenli bir limana götürdü” diye acı bir haber düştü ve hepimiz çok üzüldük. Dün korsanlar tarafından el konulan Mozart isimli kuru yük gemisinde de kaçırılma, rehin alınma, fidye istenme vb. gibi risklere karşı sigorta olup olmadığını henüz bilmiyorum. Umarım vardır. Fakat insanların canlarını, yuvalarını, ekmek teknelerini dahi sigortalatmaktan imtina ettikleri bir ortamda böyle düşünmekte hiçte haksız olduğumu sanmıyorum. Tabii en öncelikli dileğim rehinelerin en kısa sürede hürriyetlerine kavuşup sağlık içerisinde evlerine dönmeleri sevdiklerine kavuşmalarıdır.

2010’lu yıllarda özellikle Somali Korsanları neredeyse Aden Körfezinden, Kızıl Denizden, Arap Körfezinden ve hatta Hint körfezinden geçen tüm gemileri taciz ediyor ve bazılarına da el koyabiliyorlar ve can kayıpları meydana geliyordu. Türkiye Cumhuriyeti olarak bizde gemilerimizi korumak amacı ile bölgede görev yapmak üzere bir kurvazier savaş geminizi görevlendirmiştik. Yine de bölgede birkaç korsanlık girişimi meydana gelmişti.

Yeniden meydana gelen bu korsanlık olayı ile sigortanın bir kere daha hasar olduktan sonra da olsa hatırlanmasını diler ve tavsiye ederim. Bu tür risklerde malı ve canı kurtarmak için istenen fidye, ödenmek istense dahi bunu gerçekleştirmek hiç de kolay değildir. Karşınızda illegal bir korsan çetesi var ve bahse konu fidye miktarı milyon dolarlar ile ifade ediliyor. Parayı temin etseniz dahi kime, nereye ve nasıl göndereceksiniz veya nasıl götürüp kime teslim edeceksiniz bu kadar büyük bir miktarda parayı. Bu illegal parayı banka yolu ile de havale edemezsiniz. İşte sigorta tam burada devreye girer ki bu tür konularda en önemli risk de budur aslında.

Sigortacıların aynı diğer sigorta türlerinde olduğu gibi bu tür riskler için hizmet aldığı anlaşmalı “servisler” vardır. Risk gerçekleştiğinde sigortacı teminat bedeline kadar olan hasar tazminatının karşı tarafa ödenmesini sağlayabilir ve sigortalıda gemisini, malını ve mürettebatını sağ salim kurtarma şansına sahip olur.

Bu nedenle yaşanan her örnek sigortanın riske karşı en iyi koruma olduğunu ortaya koyması bakımında önemlidir. Her türlü riskten uzak olmanız ve hiçbir şekilde can ve mal kaybı yaşamamanız dileği ile. Sevgi ve saygılarımla…


Üniversitelerin altın çağı sona eriyor

KPMG, küresel pandemide 100 yıllık geleneklere veda eden yüksek öğrenim sektörünün geleceğini araştırdı. KPMG’nin hazırladığı rapora göre yol ayrımına gelen üniversitelerin parlak dönemi bitiyor. Özellikle eğitim ücretleriyle üst ligde yer alan dünyanın en büyük üniversiteleri yol ayrımında. Ya geleneksel kalacaklar ya da yeni eğitim modellerini sisteme dahil edecekler

Pandemi nedeniyle çok kısa sürede radikal dönüşümler geçiren sektörlerden biri de eğitim. Tüm dünyada ülkeler ilk ve orta öğrenimi düzene koymaya çalışırken, sistemin bir sonraki halkası üniversiteler kritik bir kavşağın eşiğinde. KPMG pandeminin dünyada yüksek öğrenimi nasıl değiştirdiğini araştırdı. KPMG’nin hazırladığı rapora göre, gelişmiş dünyada 20’nci yüzyılın ortalarından beri yüksek öğrenimin odağı olan üniversitelerin altın çağı sona eriyor.

KPMG Türkiye Kamu Sektör Lideri Alper Karaçar, raporun yüksek öğrenim ve ülkelerin sosyo-ekonomik gelişimi arasındaki bağlantının geçmişini ve geleceğini anlattığını söyledi. Karaçar, “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yüksek öğrenim, elit bir sistemden kitlesel veya yüksek katılımlı bir sisteme geçişin olağanüstü bir büyüme hikayesidir. Bu genişleme, hayatın zenginleştirilmesine, ulus inşasına, sosyal refaha ve teknolojik ilerlemeye büyük katkı sağladı.   1990’dan sonra özellikle Kanada, Avustralya, İngiltere ve ABD uluslararası eğitimde kendi başına bir sektör haline geldi. Ancak bu dönemin artık sonuna geldik. Artan maliyetler ve hükümetlerin de öğrencilerin de bu maliyetleri karşılamaya isteksiz oluşu üniversiteleri bir noktaya getirdi. Pandemi ise bu noktayı hızla ileriye attı.”

KPMG’nin hazırladığı raporda dikkat çeken bulgular ve bazı başlıklar şöyle;

  • 1960'lardan bu yana toplumlarda önemli yeri olan üniversitelere verilen geniş destek sarsılıyor. Yüksek maliyetlere bağlı yüksek ücretler ve bu bedelin karşılığı sorgulanıyor.
  • Geleneksel üniversiteler kritik eşiğe yaklaşıyor. Toplumdaki değişime ve ihtiyaçlara paralel yeni tür yapılara dönüştürüp dönüşmeyeceklerine, daha fazla verimlilik ve daha fazla yetenek arayışında mevcut operasyonlarını optimize edip etmeyeceklerine karar vermeleri gerekiyor.
  • Enflasyonun üzerinde artan eğitim ücretleri, yükselen öğrenci borçları fırsat eşitliğini zedeledi. Yoksul öğrenciler eğitim ücretlerini karşılayamıyor ve ödeyemeyecekleri borçların altına giriyor.
  • Öğrenciler ödedikleri yüksek ücretlere rağmen birçok okulda kadrolu öğretim üyeleri değil yardımcı eğitimcileri görüyor.
  • Bu durum pahalı ve parlak üniversitelerin üzerine gölge düşürdü. Çünkü kimse bu üniversitelere şu andakinden daha fazla ödemek istemiyor.

İşe alım kriterleri değişti

  • İşveren tarafında da durum karışık. Ekonomik değişim hızlandıkça, endüstri üniversitelerden gelen yeni mezunları eğitmek yerine işe hazır insanları tercih ediyor. Birçok işveren, üniversitelerin doğrudan öğretmediği sosyal beceriler, duygusal zeka, takım çalışması, iletişim ve zaman yönetimi gibi kriterlere sahip adaylar daha şanslı.
  • İngiltere’de yüksek öğrenim gören her beş kişiden birinin maliyetinin, gelecekte kazanılacak paranın altında kalacağı hesaplanıyor. Yani bu para üniversite eğitimine harcanmasaydı bu öğrencilerin mali durumları daha iyi olacaktı. İngiltere’de 2020’de yapılan bir araştırmaya katılanların yüzde 61’i bir lisans diplomasının 10 yıl öncesine göre daha az değerli olduğunu söylüyor.

Mesleki eğitime dönüş trendi

  • Yüksek öğrenimin ücretli olduğu birçok Avrupa ülkesinde ebeveynler, çocuklarının üniversiteye gitmesini istiyorlar, ancak eve tesisatçı çağırmaya paraları yetmiyor. Çünkü beceri eğitimi ve çıraklık, yüksek öğrenimdeki genişleme nedeniyle geri plana atıldı. Orta öğrenim sonrası yüksek öğrenim ve mesleki öğrenim planlamaları arasında ciddi dengesizlikler var.
  • Gelecek her sektörde olduğu gibi beklenmedik anda ve erken geldi. Dünyada birçok üniversite Şubat 2020’de kapatıldı ve halen açılmadı. Toplumların geleceği sayılan üniversiteler, ülkeleri kurtarma paketlerinde önceliği alamadı. Online eğitime karşı çıkan birçok akademisyen hızla çok sayıda dersi çevrimiçi vermeye başladı. Üniversiteler birçok sektör ve kuruluşun geçirdiği dönüşümü inceleyerek daha iyi uygulamalarla kendi süreçlerini yapılandırabilir.
  • Teknolojik değişim ve yeni çalışma dünyası, ortaöğretim sonrası eğitim türleri için yeni beklentiler ortaya çıkarıyor. Demografik değişim muhtemelen çoğu liberal demokraside daha küçük yerel öğrenci gruplarının oluşmasına neden olacak.
  • Çin, yerel üniversite sistemini bir eğitim modeli olacak şekilde hızla geliştiriyor. Hindistan, orta öğretim sonrası kurumlarına büyük yatırım yapıyor. Uluslararası talep, geleneksel üniversite eğitiminden mesleki ve pratik kurslarla yeteneklerini geliştiren teknik insanlara kayıyor.

Karma gerçeklik kampüsleri

  • Tüm iddialar ve tahminler, yüksek öğrenimin tekdüzelikten büyük çeşitliliğe geçeceğini işaret ediyor. Fiziksel olarak, gerçek kampüsler, artırılmış kampüsler (karma gerçeklik ve analog dünyanın birleştiği yer) ve sanal öğrenme ortamlarının karışımını göreceğiz.
  • Eğitimsel olarak, içerik ve sunumla ilgili çok daha fazla deneyime tanık olacağız. Bu çeşitliliğe, bireysel öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılama arayışı yön verecek.
  • Kişiselleştirilmiş öğreniminin kalitesi, kurumsal başarının anahtarı olacak.
  • Dönüşüm sadece müfredat, eğitimin devamı, öğrenci desteği ve araştırmayla sınırlı kalmayacak. Arka ofis, işletme modeli, teknoloji ve temelde her organizasyonda bulunması gereken esneklik, çeviklik gibi yeteneklerin toplamı da dönüşümün parçası. Bu yeteneklere yüksek seviyede sahip olan kurumlar, yıkımdan kurtulmak ve yeni sistemi yaratmak konusunda çok daha donanımlı olacaklar. Daha verimli ve daha düşük maliyetli bir yapı mümkün. Buna karşılık yüksek öğrenim kurumları, öğrenme ve araştırma için daha fazla kaynağa sahip olacaklar.

e-öğrenme, botlar, hologram 

  • Dijital devrim, özellikle daha uygun fiyatlı çevrimiçi eğitimde yeni rakipler yaratıyor. Dünyada, e-öğrenmenin 2018-2024 arasında yıllık yüzde 7,5 ila 10,5 oranında büyümesi bekleniyor. Birçok geleneksel üniversitenin organizasyonel olarak bu sisteme geçemeyeceği, çoğunun da kültürel anlamda buna isteksiz olduğu görülüyor. Bu tablo rakipleri daha güçlü hale getirecek.
  • Kurslar bugüne kadarki kurgunun aksine teknoloji yardımıyla öncelikle dijital sunulacak şekilde tasarlanacak ve yüz yüze eğitimde insanla desteklenecek.
  • Yazılı metin ve sunumlara eşlik eden video, karma gerçeklik ve simülasyonların yanı sıra hologramlar da eğitimin parçası olacak.
  • Her konu için akıllı botlar, gelişmiş öğrenme analitiği tarafından izlenen, geniş ölçekte kişiselleştirilmiş öğrenme imkanı sağlayacak. Öğrenciler bu deneyimi yaşamak için evden ayrılmak zorunda kalmayacak.

Insurtech hala yatırımcılar arasında ilgi görüyor mu?

Teknoloji, dünya çapında sigorta anlaşmalarında birincil büyüme faktörü olmaya devam ediyor. 2020'de tamamlanan dikkate değer anlaşmalar arasında ABD merkezli startup Openly, Belçikalı Keypoint ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki yallacompare yatırımları yer alıyor.

Insurance Business'da yer alan yazıda, geçen yıl ayrıca, sigorta poliçelerini sunmak ve talepleri ele almak için yapay zeka (AI) ve makine öğrenimini kullanan mobil tabanlı bir sigorta şirketi olan Lemonade'i gördü. 2020'nin bir ABD şirketinin en güçlü ilk halka arzını (IPO) % 140'tan fazla taleple gerçekleştirerek daha fazlasını başardı.

Dünya çapında 50'den fazla ofiste ve ilişkili ofiste 440 ortağı, 1.800 avukatı, 2.500 hukuk uzmanı ve 4.000 personeli ile odaklanmış küresel hukuk bürosu olan Clyde & Co'ya göre küresel insurtech yatırımı, COVID-19 salgını ve ilgili ekonomik belirsizlikler nedeniyle 2020'nin ilk çeyreğinde bir durgunluk yaşarken, faaliyet ikinci çeyrekte toparlandı

 

"Insurtech'e yatırım ilgisi birçok açıdan geliyor" diyor Clyde & Co.'nun ortağı Vikram Sidhu şunları söyledi: “Büyük, yerleşik sigortacılar ve reasürörler artık tamamen bu alanda. COVID-19 salgını, ürünlerini satmak, işlerini yönetmek vb. nedenlerle teknolojiye ve insurtech yaklaşımlarına gerçekten yatırım yapılması gerektiğini gerçekten ortaya koydu." dedi.

Geçtiğimiz sekiz yılda büyük yerleşik şirketler ve yeni başlayanlar için insurtech anlaşmaları üzerinde çalışan Sidhu, ilgililerin "yetişmesi biraz zaman aldı", ancak şimdi tamamen insurtech alanına yatırım yaptıklarını söyledi. Hatta birçok büyük sigorta şirketi, kendi işlerine veya bir bütün olarak sektöre fayda sağlayacak teknoloji girişimlerine doğrudan yatırım yapmak için insurtech odaklı risk sermayesi kolları kurdu.

Sidhu, "Insurtech'e olan ilgi son derece sabit kalıyor ve bunun 2021'de de devam edeceğine inanıyorum. Son zamanlarda biraz rasyonalizasyon oldu. Geçtiğimiz iki veya üç yılda, insurtech'e yatırım yapma isteği biraz çılgınca oldu. Insurtech'e eklenen her şey makul miktarda ilgi çekecektir. Ama şimdi yatırımcılar çok daha seçici olmaya başladı. Daha zor sorular soruyorlar ve bir insurtech start-up'ının ve hatta daha olgun insurtech'lerin fon çekmek için geçmesi gereken çok daha katı bir süreç var. Ancak yine de, sağlam ve kanıtlanmış iş fikirleri büyük ilgi görmeye devam ediyor." şeklinde konuştu.

Lemonade'nin halka arzı 2020'nin gerçekten de insurtech'in ana hikayesiydi. Birleşik Devletler'de kiracılar, ev sahipleri ve evcil hayvan sağlığı poliçeleri yanı sıra Almanya, Hollanda ve Fransa'da içerik ve sorumluluk poliçeleri sunmak için AI kullanan ABD merkezli firma, halka arzında yaklaşık 1,6 milyar ABD doları değerindeydi. Bu değerleme, Japon holdingi SoftBank liderliğindeki bir fonlama turunda 300 milyon ABD doları topladıktan sonra 2019'da değerlendiği 2,1 milyar ABD dolarından önemli ölçüde az olsa da, çok zorlu bir yılda hala rekor bir halka arz olarak kayıtlara geçti.

Sidhu, "Lemonade halka arzı sigortacı olmayan risk sermayesi vb. yatırımcılar için bu alanda hala fırsatlar olduğunu ve bir işletmeyi büyütmek ve daha sonra sahip olmak için sağlam bir pazar olduğunu göstermesiydi. Benim hissettiğim şey, yatırımcıları kesinlikle oyuna geri getirdi. Ben, ilk olarak, bu ilginin [salgın nedeniyle] gerçekleşmemiş bir şekilde ürpereceğini düşündüm; aslında oldukça güçlü bir şekilde geri döndü." dedi.


Hayatı satranç gibi oynamak…

Covid 19 salgını döneminde sanırım birçok insanın olduğu gibi benimde en büyük eğlencem bol bol film seyretmek oluyor. Geçtiğimiz aylarda Netflix’de mini bir dizi anons edildi ve dizi satrançla ilgili olduğu içinde hemen izledim.

Netflix’in bu mini dizisi “The Queen’s Gambit”, Kentucky'li satranç dahisi Beth Harmon'un büyüdüğü yetimhanenin hizmetlisinden satranç oynamayı öğrenmesini ve satrançta “dünyanın en iyi oyuncusu” mertebesine kadar yükselişinin hikayesini anlatıyor. İzleyiciler satrancın ve stratejinin güzelliğini yeniden keşfederken, mini dizi Ekim'deki ilk çıkışından bu yana tüm dünyada fenomen haline geldi.

Her sektördeki iyi liderler için “herkes dama oynarken o satranç oynuyor” diye bir tanımlama yapılır, ama bu tanımlamanın ne anlama geldiği de pek fazla düşünülmez? Ancak benim bu diziye esas ilgi duymamın nedenim satranç oyununa duyduğum hayranlık, saygı ve yaşantıma her durumda uygulamaya çalıştığım bir strateji ve teknik olması yanında, oğlumun çocukluktan ergenliğe geçiş döneminde ona verdiğim en önemli hayat dersi olduğu içindi. Ona her zaman hayatı boyunca alacağı her kararı bir satranç oyununun hamlesi gibi düşünüp, sadece bir tek aşama ve onun sonucunu değil üç beş adım sonrasını düşünerek, öngörerek kararlarını vermesinin en doğru ve onu başarıya ulaştıracak en iyi yöntem olacağını öğretmeye çalıştım. Ne mutlu ki, oda beni dinleyip elinden geldiğince hep öyle yaptı.

Yine her zaman bir kıssa olarak anlatılan bir hikayede, bir zamanlar bir kralın ülkesinin bir sorununu çözen bir ustaya “dile benden ne dilersen” diye sorması üzerine, ustanın “bir satranç tahtasında ki karelere bir köşesinden 1 çuval buğday konularak başlayıp, ondan sonra gelen her kareye bir öncekinin 2 katı sayıda çuval buğday konulmasını ve sonunda da bu buğdayları bana verilmesini dilerim” diye cevap vermesi üzerine,  Kralın “ne olacak ki satranç tahtasında 64 kare var bir araba buğday bu işi halleder” diye küçümseyerek “tamamdır, hemen verin buğdayını” demesi, ancak 1-2-4-8-16-32-64… diye başlayıp son kareye gelindiğinde çuvalların sayısının neredeyse depolarda buğday kalmayacak kadar bir sayıya ulaşmasıyla kralın hatasını anlaması ama tabii iş işten geçmiş olması da benim satranç tahtasındaki gizemeler ilgi duymamı sağlayan diğer bir neden olmuştur.

Diziyi izledikten sonra insanın aklına ilk şu soru geliyor; Harmon'un yükselişini kendi hayatlarımıza nasıl uygulayabilir ve zirveye çıktığımızdan nasıl emin olabiliriz?

Bu sorunun cevabını aramaya aşağıdaki dört ipucuyla başlayabilirsiniz.

  1. Sunum önemlidir

Satrancın kendisine gelmeden önce, The Queen’s Gambit'i izlerken sesini kapatsanız dahi size alabileceğinizi ve başarısını anlayabileceğinizi bilmeniz önemlidir. Neredeyse her kare, 1950'lerin ve 60'ların tarzının ve modasının güzel bir tasvirini sunuyor. Harmon, yalnızca Mexico City ve Paris gibi büyük şehirlere seyahat etmekle kalmıyor, gittiği yerde birinci sınıf otellerde kalıyor ve hayattaki en güzel şeylerin tadını çıkarıyor, aynı zamanda modaya da ilgi duyuyor ve kasıtlı olarak lise dışlanmışlığından dergilerin kapaklarında gururla öne çıkan birisine dönüşüyor. Kostüm tasarımı, sinematografi ve ekrandaki görüntülerin uyumu hakkında sizi bu dizinin tam olarak ne olduğunu ve nereye gittiğini bildiğine inandıran bir şeyler var. İzleyicide yedi saatlik bir satranç oyununa dalmak arzusu için yeterince güven oluşturuyor.

 

 

Özellikle işlerin çoğunun evden yürütülebildiği bu zamanlarda, bir kazak giyip rahat koltuğunuzda çalışmak muhtemelen cazip gelecektir. Ancak, müşterilerle buluşurken veya bir Zoom toplantısı çağrısı alırken mutlaka bir takım elbise ve kravat takmanız gerekmez. Ancak Star Wars posterinin arka görüntünüzden çıktığından,  ışıklandırmanın iyi olduğundan, ses ayarlarının doğru olduğundan vb. şeylerden emin olun. Başkalarının sizi nasıl gördükleri konusunda bilinçli ve özenli olursanız, onlar da sizin işinizi isteyerek, severek yaptığınıza inanacaklardır.

  1. Başarı bir son değil, başarısızlık da ölümcül değildir

Bu, kahramanımız için de geçerli olan Winston Churchill'den alınmış bir sözdür. Harmon, Methuen Kızlar Yetimhanesinde hizmetli olarak çalışan Bay Shaibel'i yetimhanenin bodrumunda tek başına satranç oynarken ilk gördüğünde, satranç tahtası dikkatini çekiyor. 64 karenin içinde yer alan küçük bir dünya gibi olduğunu söylüyor ve Shaibel'e bu oyunu ona öğretip öğretmeyeceğini soruyor. Shaibel “hayır” diyor ve bu cevapla da Harmon büyük bir hayal kırıklığına uğruyor.

Yine de pes etmiyor; başka bir gün tekrar bodruma gidiyor, onu izliyor ve taşların nasıl hareket ettiğini dakikalar içinde öğreniyor. Sonunda, azmi ve ayrıntılara olan inanılmaz dikkatiyle Sheibel’i etkiliyor, oda çok istekli olmasa da ona oyunun kurallarını öğretmeyi kabul ediyor.

Asla onu aşağılamıyor, kazanmasına asla izin vermiyor ve ona nasıl kaybettiğini göstermeyi bile reddediyor. Ancak Harmon, oyunları zihninde sürekli olarak yeniden oynar. Gece yattığında yetimhanenin tavanında yarattığı satranç tahtasında oynanan hareketleri tekrar görür ve her deneyimden yeni bir şey öğrenir. Kısa bir süre içinde, bu oyunda sadece Sheibel'den değil, şehirdeki herkesten daha iyi oynar duruma gelir.

O, "Hayır" denmenin ya da kaybetmenin sonsuza dek demek olmadığını kanıtlıyor. Bazen zamanlama doğru olmayabilir veya bir iş kurduğunuzda, belki de yüzlerce kez "hayır" demek durumunda kalabileceksiniz, ancak bu durumda da başka bir Winston Churchill alıntısını hatırlamalısınız; "Başarı, şevkinizi kaybetmeden başarısızlıktan başarısızlığa geçme yeteneğidir". Başarısızlıklarınızdan ders almalı, ancak kendinize inanmaya devam etmelisiniz. Kalkan tozlar yere çöktüğünde, size şüphe ile bakanları size inananlara dönüştürebilirsiniz.

  1. Bir plan yapın ama gerektiğinde doğaçlama yapabilmek için kendinize yer bırakın

Harmon’un satrançla ilgili en büyük zorluklarından birisi, doğaçlama yapmakla diğer büyük oyuncuların geçmiş oyunlarını incelemek arasındaki itip-çekmesidir. Bir dahi olarak, herhangi bir senaryoda mümkün olan en iyi hamleyi yapacağına güvenerek, oyunu gerçek zamanlı olarak okuyup tepki verirken kendini daha rahat hissetmektedir. Bu da onun yerel turnuvaları kazanması ve oyunun en iyilerinden biri olarak ün kazanması için fazlasıyla yeterlidir.

Bununla birlikte en tepede, ondan daha tecrübeli ve daha disiplinli, kendi stilini ona karşı kullanan, onu şaşırtan, ya da düşünmediği şekillerde tuzağa düşüren başka dahiler de vardır.

Shaibel'den Amerikan şampiyonu Benny Watts'a kadar bütün satranç koçlarının ana odak noktası, rakiplerinin ve eski büyük ustalarının geçmiş oyunlarını incelemek, onların oyunu nasıl gördüklerini ve belirli senaryolarda ne yapmaya meyilli olabileceklerini anlamaktır. Hiçbiri satrançta Harmon kadar iyi değildirler, ancak oyundaki daha katı ve tutucu bakış açıları, Harmon’a yeni bir güç katıyor. Harmon, stiller arasında akış yapabildiği, biçimsel unsurları anlayabildiği ve kendi kendine doğaçlama yaptığı veya yeni bir şey denediği zaman, en güçlü olduğu zamandır.

Aynı şekilde girişimcilerinde tutucu olmayan tarihçi bakış açıları olması önemlidir. Yeni bir iş kuruyor olmak, işin her unsurunun yeni olacağı anlamına gelmez ve atılacak adımlarda size rehberlik edebilecek danışmanlar bulmak ayaklarınızı yerden kesmeye yardımcı olabilir. Sadece uçağı uçurmaya çalışmamalısınız, ciddi bir plana ve yapılacaklar listesine sahip olmalısınız.

Bunun yanında, ne zaman doğaçlama yapacağınızı bilmeniz de çok önemlidir ve mevcut iklim şartları bunun nedenine dair mükemmel örnek sağlar. Örneğin viski üreticileri el dezenfektanı yapmaya yönelirken, giyim şirketleri de maskeler yaparak hem müşterilerine hem de işletmelerine yardım etmeye başladılar.

  1. Kendi dizinizi oynayın

Dünya Şampiyonu Vasily Borgov'a karşı oynayacağı maç için Harmon'u eğitirken Watts, “Borgov'la oynayacağın oyunda Sicilyalı stili oynamalısın” diyor. Dizideki ismine rağmen “Sicilya Savunması” Harmon’un kendine özgü bir oyun sitilidir.

Ancak, tek bir sorun vardır. Watts’ın işaret ettiği bu oyun, aynı zamanda Borgov'un tanındığı, bilindiği bir oyundur. O halde kendi oyununda dünyanın en iyisi olan birisini yenmeye çalışmak tehlikeli değilmidir?

Bu soruya Watts, “Bu aynı zamanda da en rahat olacağın şeydir” diye cevap veriyor. "Her zaman kendi repliğini oynamalısın, onunkini değil. Kendin için en iyi olanı oyna".

Yatırımcıların, ortakların ve paydaşların bir asansör konuşmasında sorduğu en yaygın sorulardan biri genellikle "Şirketinizin, bir rakibin kolayca kopyalayamayacağı fikri nedir?" olur. Bu soruya cevap verirken, iç görüleriniz ve deneyimleriniz, size başka hiç kimsenin sahip olmadığı içinizden gelen bir söylem için ilham verebilir. Bu, bir ürün, bir hizmet veya bir deneyim yaratmak söz konusu olduğunda, başka hiç kimsenin tam olarak kapatamayacağı dünyadaki en büyük farkı yaratabilir.

Kolayca kopyalanabilen buluşlar sunmaya çalışırken kendinizi düğümlere boğmayın. Sizi benzersiz kılan şeyin ustası olun ve bunun yeterli olacağına da inanın ve güvenin. Kısaca “ ne iş olsa yaparım” cılardan olmayın.

Yukarıda sayılan dört ipucu sigortacılık ve risk yönetimi konularında da aynı şekilde uygulanabilecek olup, burada ki doğaçlama yapma şansı diğer sektörlere göre çok daha fazladır ki, bu da inovasyona ve etkili çözümler üretmeye olanak sağlar. Bu konudan da sonraki yazılarda bahsedeceğim.


Aşıda güvenli tedarik için beş kritik nokta

Covid-19 aşılamasının başlamasıyla aşı tedariği dünyanın gündeminde. KPMG Türkiye İlaç ve Sağlık Sektör Lideri Şafak Erdur, aşıda tedarik zincirinde güvenliği sağlamak için sektörün alarma geçtiğini söyledi. Erdur, “Aşılar sahteciliğe, hırsızlığa ve suistimale karşı korumasız. Dijital çözümlerle süreci yönetmek hayati önemde” dedi. 

Dünyanın Covid-19 aşılamalarıyla ilgili harekete geçmesi, dikkatleri aşıların güvenli tedariğine yöneltti. KPMG Türkiye İlaç ve Sağlık Sektör Lideri Şafak Erdur, küresel bir sağlık krizine neden olan Covid-19 virüsüyle mücadele etmek için tüm dünyada görülmemiş seferberlik ilan edildiğini söyledi. Büyük miktarlarda ve çok hızlı sevk edilen aşı tedarik zincirinin hiç olmadığı kadar önem kazandığını vurgulayan Şafak Erdur, “Tüm paydaşlar dünyada birçok bölgeye aşının bozulmadan ulaştırılması için en uygun koşulları sağlamak için zamanla yarışıyor. Tedariğin güvenliği için dijital çözümlere güvenmek ve çok hassas takip etmek hayati önem taşıyor” dedi. Erdur’un dikkat çektiği tedarik zinciriyle ilgili beş kritik nokta şöyle:

Her şey planlamayla başlıyor

Covid-19’un yayılma hızı göz önünde bulundurulduğunda maksimum hızda en çok noktaya aşıları ulaştırmak çok önemli. Bu nedenle en önemli başlık hatasız planlama. İyi bir planlamanın paydaşları arasında mutlaka üreticiler, lojistik sağlayıcılar, sağlık profesyonelleri ve eczacıların olması gerekiyor. İkinci öncelik lojistik alt yapı. Diğer önemli nokta arz/talep dengesini yönetmek. Aşı taleplerinin karşılanması sırasında yaşanacak olası tedarik zinciri sorunlarının üçüncü parti lojistik şirketleri tarafından çözüleceğini düşünüyoruz. Sağlık sistemleri tedarik zinciri yöneticilerine, aşıların güvenli tedariği için 13 ila 26 hafta aralığında süreci öngören bir planlama yapıp üreticiler ve lojistik şirketleri ile paylaşmalarının yararlı olacağı tavsiyesinde bulunuyoruz.

Gerçek zamanlı ısı takibi

Salgının küresel ölçeği ortaya çıkan talep nedeniyle aşıları doğru ısıda tutmak için gereken koordinasyonu zorlaştırıyor. Tedarik zinciri yöneticileri, uçtan uca günlük ısı kontrolü, ısının gerçek zamanlı izlenmesi ve raporlanması, soğuk depoların takibi hatta otomatik tarayıcılarla sistem uyarıları düzenlenmesi gibi pek çok konuda sorumluluk taşıyor.

Aşı dağıtım veri analizi 

Uçtan uca envanter takibi, aşının nerede ve ne durumda olduğunu bilmenin en etkili yöntemlerinden. Aşı grupları etiketleri üzerindeki veriler sayesinde tedarik zinciri yöneticileri süreç hakkında baştan sona bilgi sahibi olabilir. Takip sırasında oluşan veriler sayesinde bir sonraki doz için en doğru planlamayı yapmak mümkün. Bu aşama çok güçlü gerçek zamanlı veri aktarımı ve takibi gerektiriyor. Tedarik zinciri yöneticilerinin veri standardizasyonu, üzerinde anlaşılan sınıflandırmalar ve ticari veri paylaşımı gibi süreçlerin tümüne hakim olması ve dijital altyapı güçlendirmeleri için çalışması gerekiyor.

Sahteciliğe, hırsızlığa önlem

 Birçok tedarik zinciri gibi, aşılar da sahteciliğe, hırsızlığa ve suistimale karşı savunmasız. Özellikle farklı lokasyonlardan, ülke sınırlarından geçen ürünlerle ilgili bu ihtimaller artıyor. Bu riskleri aşmanın en güvenli yolu aşı gruplarının seri numaralarıyla tüm süreci yönetmek, dijitale güvenmek. Akıllı sistemler ve nesnelerin interneti sayesinde oluşturulan gözetim zinciri, teslimat süreci takibi gibi konular tedarik zinciri yöneticilerinin ajandasında olmalı. Böylece tedarik sürecinde gerçekleşen anormallikler, şüpheli hareketler otomatikman tüm tedarik zinciri yöneticileri tarafından görülebilir, müdahale edilebilir. Bu sürece dahil olan tüm paydaşların aşı güvenliği konusunda eğitilmesi önem taşıyor.

Teslimat ve sonrası

 Son aşama olarak değerlendirilen teslimat ve teslimat sonrası da işin başlangıcı kadar önemli. Bu aşamada tedarik zinciri liderleri, teslimat araçlarının soğuk hava zincirlerinden emin olmalı, lisanlı sürücüler tarafından kullanıldığını bilmeli, takip sistemini 7/24 kesintisiz izlemeli.


Çalışana yatırım yapan şirketlerde verimlilik 10 kat artıyor

 

Great Place to Work Enstitüsü, pandemi döneminde 400 binden fazla çalışan ebeveynin iş deneyimini araştırdı. Yapılan araştırmada, çalışan annelerin tükenmişlik yaşama ihtimalinin, çalışan babalara oranla yüzde 28 fazla olduğu belirlendi.  Araştırmaya göre, çalışanlarına yatırım yapan şirketlerin ise yüksek inovasyon ve iş verimi sağladıkları için 5,5 kat daha fazla gelir artışı sağlıyor. 

1992’den beri küresel çapta en iyi işverenleri belirleyen Great Place to Work Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen ve 400 binden fazla katılımcının yer aldığı araştırmada, çalışan ebeveynlerin yaklaşık yüzde 60’ının pandemi döneminde çocuk bakımı konusunda işverenlerinden destek görmedikleri belirlendi. Great Place to Work sertifikalı işletmelerin ise yüzde 78’i çalışanlarına çocuk bakımı konusunda destek veriyor. Araştırma, çalışan ebeveynler üzerine yapılmış en kapsamlı araştırma olma özelliği taşıyor.

 

Çalışan kadınların dörtte biri işten ayrılmayı düşünüyor

Çalışan annelerin tükenmişlik yaşama ihtimalinin çalışan babalara oranla yüzde 28 fazla olduğu belirtilen araştırmaya göre, pandemi döneminde işten ayrılanların yüzde 80’i kadın çalışanlardan oluşuyor. Araştırmada dikkat çeken diğer bir veriye göre, kadınların dörtte biri COVID-19 nedeniyle daha az stresli bir işte çalışmayı ya da çalışma hayatından tamamen çekilmeyi düşünüyor.

 Stres yoksa çalışanın mevcut işte kalma oranı yüzde 20 artıyor

Çalışanlarına yatırım yapan şirketlerin, yüksek inovasyon ve iş verimi sağladıkları için 5,5 kat daha fazla gelir artışı sağladıkları belirlenen araştırma hakkındaki detayları paylaşan Great Place to Work Türkiye Genel Müdürü Eyüp Toprak, “Çalışan ebeveynler tükenmişlik ve stres duygusundan uzak olduklarında işverenlerini başkalarına önerme ihtimalleri 35 kat, işte kalma ihtimalleri 20 kat artıyor. Şirketler tükenmişlik duygusunu azalttığında çalışanlar değişikliklere 12 kat daha hızlı uyum sağlarken, daha verimli olma konusunda 10 kat daha istekli oluyorlar. Çalışan odaklı ve güçlü kurum kültürüne sahip şirketlerde çalışan anne-babaların yüzde 94‘ü şirketlerinden övgüyle bahsediyor. Great Place to Work sertifikasyon programına katılan şirketler çalışan potansiyelini maksimize ederken, çalışanların da şirketlerine karşı aidiyet duyguları güçleniyor.” dedi.


Asgari ücretle neler değişti...

KPMG Türkiye İş ve Sosyal Güvenlik Direktörü İsmail Sevinç, iş gücü piyasasında ve ekonomik sosyal hayatta asgari ücrete göre düzenlenen rakamları hesapladı. Sevinç,  “Asgari ücretin net veya brüt tutarı esas alınarak uygulanan rakamlar artışa göre hesaplanarak güncellenmeli “ diyor

Yıllık belirlenen asgari ücret her yıl hem kurumsal hem iş gücü piyasasında dolaşımda olan birçok temel birimi etkiliyor. Teşvikten prime, cezadan BES’e birçok kalemde rakamlar asgari ücrete göre yeniden düzenleniyor. KPMG Türkiye İş ve Sosyal Güvenlik Direktörü İsmail Sevinç, “Bu yıl yüzde 21,56’lık artışla 2 bin 943 liradan 3 bin 577 lira 50 kuruşa yükselen asgari ücretin sosyal güvenlik ve işsizlik sigortası primi dahil işverene maliyeti 4 bin 382 lira 43 kuruş olacak. Bekar bir asgari ücretli çalışanın eline AGİ dahil 2 bin 825 lira 90 kuruş geçecek” dedi. Sevinç, Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından belirlenen 2021 yılı asgari ücretine göre kamuda ve özel sektörde yeniden düzenlenen temel rakamlarla ilgili şu bilgiyi verdi:

En düşük ve en yüksek işsizlik maaşı

İşsizlik ödeneği: İşsizlik ödeneğinin alt ve üst sınırları brüt asgari ücrete göre belirleniyor. Alt sınır asgari ücretin yüzde 40'ı, üst sınır ise yüzde 80'idir. 2020 yılında en düşük işsizlik maaşı bin 177 lira 20 kuruş,   en yüksek işsizlik maaşı ise 2 bin 354 lira 40 kuruştu. Asgari ücrete yapılan artışla en düşük işsizlik maaşı bin 431 liraya, en yüksek işsizlik maaşı ise 2 bin 862 liraya yükseldi.

Kısa çalışma ödeneği: Kısa çalışma ödeneği brüt asgari ücretin yüzde 60'ı, en yüksek ödenek ise brüt asgari ücretin yüzde 150'si kadar oluyor. 2020 yılında en düşük kısa çalışma ödeneği miktarı bin 765 lira 80 kuruş, en yüksek kısa çalışma ödeneği miktarı ise   4 bin 414 lira 50 kuruştu. Yeni asgari ücrete göre en düşük kısa çalışma ödeneği miktarı 2 bin 146 lira 50 kuruşa, en yüksek kısa çalışma ödeneği miktarı ise 5 bin 366 lira 25 kuruşa yükseldi.

Nakdi ücret desteği: Ücretsiz izne ayrılanlara ya da kısa çalışma ödeneği alamayanlara verilen nakdi ücret desteği brüt asgari ücretin yüzde 40'ıdır. 2020’de nakdi ücret desteği   bin 177 lira 20 kuruştu, bu yıl yapılan artışla bin 431 lira oldu.

Teşviklere hassas hesaplama 

İstihdam teşvikleri: İstihdamı desteklemek için halen 15 adet istihdam teşviki yürürlükte. İstihdam teşviklerinin bazıları doğrudan asgari ücret dikkate alınarak hesaplandığı gibi bazıları sigortalının kazancına göre hesaplanıyor. Örneğin kamuoyunda 5 puanlık işveren teşviki olarak bilinen teşvik sigortalının kazancına göre belirleniyor. Bu teşvik tutarı asgari ücretli için 2020 yılında 147 lira 15 kuruştu, 2021’de ise 178 lira 8 kuruş olarak uygulanacak. Diğer yandan işbaşı eğitimlerini tamamlayanların istihdamı sonrası verilen teşvik, 7103 teşviki, hızlı işe dönüş desteği gibi teşviklerin üst sınırı kazanca göre değil asgari ücrete göre hesaplanıyor. 2021’de bu teşviklerin hesaplanması ve uygulaması hassasiyet gerektiriyor.

En düşük AGİ 268 lira 

Asgari geçim indirimi: AGİ, asgari ücret ve çalışanların medeni durumuna, çocuk sayısına göre değişiyor. 2020 yılında bekar bir kişinin hak ettiği AGİ miktarı 220 lira 73 kuruştu, 2021’de ise 268 lira 31 kuruş oldu. Eşi çalışmayan sigortalı 321 lira 98 kuruş, eşi çalışmayan ve bir çocuklu 362 lira 22 kuruş, iki çocuklu için 402 lira 47 kuruş, üç çocuklu 456 lira 13 kuruş AGİ alacak.

Zorunlu genel sağlık sigortası(GSS) primi: Geliri, brüt asgari ücretin üçte birinin üzerinde olan kişilerin ödemesi gereken prim tutarı brüt asgari ücretin yüzde 3'ü kadar. GSS prim ödemeleri 2020’de 89 lira 49 kuruştu, 2021’de 107 lira 32 kuruşa yükseldi. Geliri, brüt asgari ücretin üçte birinin altında olan kişilerin sağlık primlerini ise devlet karşılıyor.

Askerlik, doğum hizmet borçlanması: Emeklilik için borçlananlar brüt asgari ücretin yüzde 32'si üzerinden ödeme yapıyor. 30 günlük ödeme miktarı 941 lira 76 kuruştan bin 144 lira 80 kuruşa çıktı.

Yurtdışında geçen sürelerin borçlandırılması: Yurtdışından borçlananlar brüt asgari ücretin yüzde 45'i üzerinden ödeme yapıyor. Bu rakam da aylık bin 324 lira 35 kuruştan bin 609 lira 88 kuruşa yükseldi.

4/B (BAĞ-KUR) Primleri: BAĞ-KUR prim ödemeleri brüt asgari ücretin yüzde 34,5'i tutarında. Primlerin zamanında ödenmesi halinde 5 puan indirim sağlanarak bu oran yüzde 29,5’a düşüyor. 2020 yılında 30 günlük indirimsiz ödeme miktarı bin 15 lira 34 kuruş, 5 puan indirimli miktarı 868 lira 18 kuruştu. Bu yıl 30 günlük indirimsiz ödeme miktarı bin 234 lira 24 kuruş,  5 puan indirimli miktarı bin 55 lira 36 kuruş olacak.

Cezalar can yakacak

İdari para cezaları: İş, sosyal güvenlik, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına göre kesilen idari para cezaları brüt asgari ücret tutarına göre belirleniyor. Ceza miktarları 2020 yılında 2 bin 943 lira üzerinden uygulanıyordu. 2021’de 3 bin 577 lira 50 kuruş üzerinden uygulanmaya başlandı. Örneğin; bir kişiyi sigortasız çalıştırmanın denetim raporuyla tespit edilmesi halinde işe giriş cezası 2020 yılında 2 bin 943 X 2 = 5 bin 886 TL iken, 2021 yılında 3 bin 577,50 X 2 = 7 bin 155 TL olarak uygulanacak. Bu durumda kayıt dışı işçi çalıştırmanın maliyeti artıyor.

Bireysel emeklilik sistemi: BES’te devlet katkısı üst sınırı, brüt asgari ücretin yıllık tutarının yüzde 25’i kadardır. 2020 yılı için bu üst sınır 8 bin 829 liraydı, 2021 yılında 10 bin 732 lira 50 kuruşa yükseldi.

Geçici iş göremezlik ödeneği: Raporlu olan ve ayakta tedavisi süren kişilere günlük kazancının 2/3’ü, yatarak tedavisi sürenlere günlük kazancının yarısı tutarında SGK tarafından geçici iş göremezlik ödeneği ödeniyor. Asgari ücretle çalışan sigortalılara ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin alt sınırı asgari ücrete göre belirleniyor. 2020 yılında tedavisi yatarak süren hastalara günlük en düşük 49 TL, tedavisi ayakta sürenlere ise 65 TL ödeme yapılıyordu; 2021’de bu tutarlar yatan hastalar için 59 lira 6 kuruş, ayaktaki hastalar için 79 lira 5 kuruş olacak.


Enerji sektörünün barındırdığı fırsat ve riskler...

EY (Ernst & Young) Türkiye Şirket Ortağı ve Enerji Sektörü Lideri Erkan Baykuş, Türkiye enerji sektöründe 2020 yılında yaşanan gelişmeleri ve sektörün gelecek dönem için barındırdığı fırsat ve riskleri değerlendirdi. Baykuş, “2020 içerisinde yeni yatırımların tamamına yakını yenilenebilir enerji kaynaklı olarak gerçekleşti. 2021’de de elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artırmaya yönelik politikaların devam edeceği öngörülebilir” dedi

Uluslararası danışmanlık ve denetim şirketi EY (Ernst & Young) Türkiye’nin Şirket Ortağı ve Enerji Sektörü Lideri Erkan Baykuş, Türkiye enerji sektöründe 2020 yılında yaşanan gelişmeleri ve sektörün gelecek dönem için barındırdığı fırsat ve riskleri değerlendirdi.

2020’de yaklaşık 2 milyar dolar yatırım yapıldı

2020 içerisinde yeni yatırımların tamamına yakınının yenilenebilir enerji kaynaklı olduğunu belirten Erkan Baykuş, bu yatırımların %48.5’unun hidroelektrik, %25.3’ünün rüzgar, %15.7’sinin güneş, %7.6’sının biyokütle ve %2.2’sinin jeotermal kaynaklı santraller olduğunu ifade etti. Baykuş konu ile ilgili şunları söyledi: “Doğalgaz, linyit ve ithal kömür yakıtlı santrallerde ise kapasite daralması oldu ve bazı santraller devre dışı kaldı. 2020 yılında kurulu güce eklenen 2900 MW yatırım yenilenebilir enerji santrallerinden geldi ve toplam yatırım 4 milyar doların üzerinde gerçekleşti. Bu santrallerin yapımına önceki yıllarda başlandığı ve dolayısıyla harcamaların yıllara yaygın olarak oluştuğu düşünüldüğünde, 2020 yılına isabet eden toplam yatırım miktarının yaklaşık 1,8-2 milyar dolar civarında olduğunu söyleyebiliriz.”

Kurulu gücün 2021’de 96.000 MW’ye çıkması bekleniyor

Türkiye’de kurulu gücün 2019 boyunca yaşanan %3.1 kapasite artışıyla Aralık 2019 sonu itibariyle 91.270 MW’a ulaştığını ifade eden Baykuş, “Pandemi ve diğer olumsuz yatırım koşullarına rağmen kurulu güç 2020 yılının ilk 10 ayı sonunda geçen yıla oranla yine %3 civarında büyüyerek yaklaşık 94.000 MW’ye yükseldi. 2021 yılında tamamlanması beklenen projelerle birlikte kurulu gücün 2021 sonunda 96.000 MW’a çıkacağını düşünebiliriz. 2019 ile 2020 yılları karşılaştırıldığında, Türkiye’nin toplam kurulu gücünden 357 MW termik kaynak azaldı, buna karşın kurulu güce 2.227 MW yenilenebilir kaynak eklendi. Bu durum yenilenebilir enerji kaynaklarına verilen önemin artarak devam ettiğini gösteriyor” dedi.

Fosil yakıt payının azaltılması gerekiyor

2020’de Türkiye enerji sektöründe dünyaya paralel olarak pandeminin doğrudan ve dolaylı etkileri sebebiyle operasyonel süreklilik, nakit yönetimi, iş sürekliliği planlaması, dijital dönüşüm, uzaktan çalışma ve eğitim gibi konuların gündemde olduğunu hatırlanan Baykuş, “Ülkemizde fosil yakıtların gerek birincil enerji arzındaki önde gelen payının, gerekse elektrik üretimindeki yüksek oranlarının azaltılması gerekiyor. Bu doğrultuda 2021’de de elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artırmaya yönelik politikaların devam edeceği öngörülebilir” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye Enerji Sektörünün Fırsat ve Riskleri

Baykuş, 2021’de Türkiye enerji sektörünü bekleyen fırsat ve risklerle ilgili şunları söyledi:

  • 2020’de ülkemizin enerji ithalat faturasının 30 milyar dolar düzeyinde olacağı hesaplanabilir. 2019 verileri esas alındığında, ülkemizde doğalgaz toplam tüketiminde konut ve işyerinin payı %42, sanayinin payı %27’dir. Senelik yaklaşık 40 milyar m³ doğalgaz tüketiminin tamamını yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ikame etme imkânı olmadığı için Karadeniz ve Akdeniz’de gaz aramaları, sondaj faaliyetleri ve keşfedilen gazın üretimi hayati önem taşıyor.
  • (Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı) YEKA’larla başlayan yenilenebilir enerji dönüşümünde yerli AR-GE ve yerli kaynaklarla üretilen güneş paneli ve rüzgâr türbini fabrikaları ve bunu takip edecek mini YEKA yatırımları 2021 ve sonrasında da yenilenebilir enerji yatırımlarında yerli teknolojilerin payının artmasını sağlayacaktır. Karbon salınımın kısıtlanması amacıyla yenilenebilir teknoloji yatırımlarının sürdürülebilirlik kriterlerine endeksli uzun vadeli ve düşük faizli yeşil sendikasyon kredileri ile finanse edilecek olması da önemli bir fırsat oluşturuyor.
  • 2021’de sektörün sorunlarının başında termal kaynaklı santraller geliyor. İşletmedeki yerli linyit santrallarının büyük bölümü, yetersiz rezervler, geciken rehabilitasyon yatırımları nedeniyle ekonomik ömürlerinin sonuna yaklaşmaları ve emisyon sınırlarına uyma konusundaki problemleri sebebiyle zorluk çekiyorlar. Emisyon mevzuatlarını karşılayamayan yerli linyit santrallerinin, baca filtresi, baca gazı arıtma (de-sülfürizasyon, azot oksit giderme), atık su arıtma, atık kül-cüruf-alçı taşı depolama alanı vb. yatırımlarını acilen tamamlamaları gerekiyor.

Termal kaynaklı santrallerde bu sorunlar yaşanırken bir kısmı 2021 sonrasında YEKDEM desteklerinin dışında kalacak olan yenilenebilir enerji santrallerinin gün içi piyasasında elektrik sattıklarında sorunlar yaşaması olasıdır. Yapım aşamasındaki yenilenebilir kaynaklı santrallerinin ise 2021’de lojistik ve tedarik zincirlerindeki kırılmalar vb. problemlerle karşılaşmaları bir risk olarak karşımıza çıkıyor.  Mobilitenin kısıtlanması, yedek parça tedarikinde gecikmeler yaşanması ve iş güvenliği tedbirlerinin sıkılaştırılması sebebiyle devreye alma safhalarında aksaklıkların yaşandığı biliniyor. Bu ve diğer sebeplerle devreye girmeleri geciken ve YEKDEM teşviklerinden yararlanamama riskleri olan özellikle küçük yenilenebilir enerji yatırımlarına destek olunmasının önemli olacağını düşünüyoruz.


"Tedarik zinciri güvenliği göndericilerin sorumluluğunda olmalıdır"

Yük taşımacılığı ve lojistik sigorta sağlayıcısı TT Club tarafından hazırlanan bir rapora göre, kargo hasarı ile ilgili vakaların üçte ikisi, malların bir yük konteynerinde paketlendiği sırada kötü uygulamalardan kaynaklanıyor veya şiddetleniyor.

TT Club, "Bu tür tedarik zinciri yanlış uygulamaları, denizcilerin hayatını kaybeden trajik konteyner gemisi yangınları ve önemli gecikmeler de dahil olmak üzere milyonlarca dolarlık kayıplara neden oluyor" açıklamasında bulundu. Bu tür olayların yılda 6 milyar ABD Dolarını aşan ekonomik kayıplara neden olacağı tahmin edilmekte.

TT Club, perakendeciler, üreticiler, ihracatçılar ve ithalatçılar dahil olmak üzere kargo çıkarlarının riskleri azaltmak için sorumluluk alması gerektiğini söyledi.

TT Club'da kayıp önleme genel müdürü Michael Yarwood, “Tehlikeler sadece boya, kozmetik, temizlik ürünleri, gübreler, yabancı ot öldürücüler ve her tür aerosolde kullanılanlar gibi kimyasal kargolarla sınırlı değil. Çok çeşitli tüketim mallarının yanı sıra endüstriyel ürünler, evsel beyaz eşya ve otomobil üretiminde kullanılan bileşenler, nakliye sırasında yanlış bir şekilde ele alınırsa, büyük felaketlere neden olabilir." dedi.

Yarwood, bu listenin yün, bitkisel lifler ve yapı malzemeleri gibi görünüşte zararsız kargoları bile içerdiğini söyledi. Yarwood, "Bu tür malların tedariki, ithalatı, depolanması, tedariki veya satışıyla ilgili olanlar, tedarik lojistik standartlarının en yüksek seviyede olmasını sağlamalıdır" ifadelerine yer verdi.


Satın alma ve birleşmelerde Türkiye Varlık Fonu etkisi...

2020 yılında küresel salgın ve ekonomik şartlara rağmen birleşme ve satın alma işlemleri adet olarak 2019 yılındaki seviyeleri korurken, toplam işlem hacmi Türkiye Varlık Fonu’nun işlemleriyle bu yıl ciddi bir oranda arttı…

 

EY Türkiye Strateji ve Kurumsal Finansman Bölümü, her yıl hazırladığı ve bu yıl 19.’sunu yayınladığı Birleşme ve Satın Alma İşlemleri 2020 Raporu’nu bir basın toplantısı ile açıkladı. Rapora göre, dünyada birleşme ve satın alma aktivitesinde 2019’a kıyasla işlem hacminde önemli bir oranda düşüş gerçekleşti. Türkiye’de işlem adedi geçtiğimiz yıl ile aynı seviyede oluşurken, toplam işlem hacminde ise ciddi bir artış meydana geldi. Rapora göre, işlem değeri açıklanan 89 birleşme ve satın alma işleminin toplam değeri, 2019 yılına göre %153 artarak 6,9 Milyar ABD Dolarına ulaştı. Değeri açıklanmamış 120 işlem de dâhil edildiğinde toplam hacmin yaklaşık 9 Milyar ABD Dolarına çıktığı tahmin ediliyor. Toplam işlem büyüklüğündeki artışı, Türkiye Varlık Fonu’nun işlemleri ile başta Peak Games işlemi olmak üzere, bilişim sektöründeki işlemlere bağlayan EY Türkiye Strateji ve Kurumsal Finansman Bölümü Başkanı Özge Gürsoy Büyükavşar, işlem adedinin COVID-19 salgınına rağmen geçtiğimiz yıla paralel seyretmesine dikkat çekerek, yerli yatırımcıların önceki yıllarda olduğu gibi toplam adet içerisindeki ağırlığını koruduğuna işaret etti. Rapora göre, salgın ortamının yavaşlaması ve ekonomik göstergelerdeki iyileşmelerle birlikte 2021’in işlem hacmi ve adedi açısından 2020 yılına kıyasla daha aktif bir yıl olması bekleniyor. 

 

Dünyanın önde gelen denetim ve danışmanlık firması EY’ın (Ernst & Young) Türkiye Strateji ve Kurumsal Finansman Bölümü, her yıl yayınladığı ve bir başvuru kaynağı olarak kabul edilen Birleşme ve Satın Alma İşlemleri Raporu’nun 19.’sunu açıkladı. Rapora göre; Türkiye’de işlem sayısı 209 ile 2019 yılına paralel seyrederken, işlem hacminde ise 6,9 Milyar ABD Doları ile %153 artış gerçekleşti. EY Türkiye 2020 yılında şirket birleşme ve satın alma işlemlerini değerlendirirken;

 

  • Türkiye Varlık Fonu (TVF) kaynaklı işlemleri,
  • Bilişim sektörünün payının gittikçe artmasını ve
  • Başlangıç aşamasındaki girişimler açısından bir ekosistem oluşmaya başlamasını

ön plana çıkardı.

 

2021 yılı için ise salgının yavaşlaması ile beraber yabancı yatırımcıların Türkiye’ye ilgisinin artacağı, ekonomi politikalarındaki değişimin yatırımcı güvenine yansıyacağı ve beklenen kamu kaynaklı işlemler ile salgın nedeniyle ertelenmiş bazı özel sektör işlemlerinin gerçekleşmesine bağlı olarak 10 Milyar ABD Dolarının üzerinde bir işlem hacmine ulaşılabileceği öngörülüyor.

 

COVID-19 salgının yarattığı olumsuz ortama rağmen şirket birleşme ve satın alma işlemleri açısından nispeten canlı bir yıl geride kaldı

 

Rapora göre, Covid-19 salgınının yarattığı olumsuz ortamın hâkim olduğu 2020 yılında, tüm dünyada birleşme ve satın alma işlem adedi 2019 seviyelerine benzer gerçekleşirken, işlem hacminde önemli miktarda düşüş gerçekleşti. Ülkemizde ise 2020 yılında işlem adedi 209 ile 2019 yılı seviyesinde gerçekleşirken, bunlardan 89 adedinin büyüklüğü açıklandı. Büyüklükleri açıklanan işlemler dikkate alındığında, toplam işlem hacminde 6,9 Milyar ABD Doları ile 2019 yılına göre %153 artış yaşandı. EY Türkiye’ye göre, bu artışın arkasındaki ana etken olarak kamu tarafında TVF’nin gerçekleştirdiği işlemler ile özel sektörde bilişim sektörü kaynaklı işlemler yer aldı. En büyük 2 işlem olan TVF’nin Turkcell satın alımı ile Peak Games’in Zynga’ya satışı işlemleri, toplam işlem büyüklüğünün %52’sini oluşturdu.

 

En büyük 10 işlemde TVF’nin doğrudan ya da dolaylı olarak taraf olduğu işlemler ağırlıklı olarak yer alırken, çok sayıda küçük tutarlı işlemin gerçekleşmesi özellikle yeni girişimler açısından bir ekosistemin oluştuğunun göstergesi olarak değerlendirildi.

 

Yerli yatırımcılar geçtiğimiz 5 yıldan sonra ilk kez toplam işlem hacminde yabancı yatırımcıları geride bıraktı

 

Rapora göre, 2020 yılındaki işlemlerden değeri açıklanan 25 işlem ile 3,1 Milyar ABD Dolarlık kısmını, alıcı tarafın yabancı sermaye kökenli olduğu işlemler oluşturdu. Böylece, yabancı sermayeli işlemlerin işlem adedi içindeki payı %31 ile genel eğilime uygun olmasına rağmen işlem büyüklüğü içindeki payı 2020 yılında %45’e indi. Bu oran son 5 yıldaki en düşük seviyeyi temsil ediyor. Yabancı yatırımcıların coğrafi dağılımına bakıldığında, ilk sırada toplam işlem hacmi içinde %31 pay alan ABD yer alırken, ABD’yi Katar ve Lüksemburg takip ediyor.

 

Yabancı yatırımcıların işlem hacminin COVID-19 salgınına rağmen artış gösterdiğine vurgu yapan EY Türkiye Strateji ve Kurumsal Finansman Bölümü Ortağı İlhami Koç, “Yabancı yatırımcıların Türkiye odaklı gerçekleştirdikleri işlem hacminin 2020 yılında 3 Milyar ABD Doları’nın biraz üstünde olduğunu görüyoruz. Bu rakam, geçen seneye oranla artış gösterirken, toplam büyüklük içerisinde %45 ile son 5 yılın en düşük seviyesini temsil ediyor. Oranın düşmesindeki ana etkenin, yabancı yatırımların azalmasından çok, TVF bünyesinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle yerli yatırımların artması olduğunu düşünüyoruz açıklamasında bulundu.

 

Özel sermaye fonlarının Türkiye’ye ilgisi 2019 yılının ciddi şekilde üzerinde seyretti

 

2020 yılında özel sermaye fonlarının gerçekleştirdiği işlemlerin hem adedinde hem de hacminde 2019’a göre artış görüldü. Özel sermaye fonları, 2020 yılında 90 işleme imza atarak, değeri açıklanan işlemlerle toplam 3,4 milyar ABD Doları seviyesinde hacim gerçekleştirmiş oldu. Bu yıl, toplam işlem adedinin %48’ini oluşturan özel sermaye fonlarının gerçekleştirdiği işlemler arasında değeri açıklanan en yüksek hacimli işlem ise TVF’nin Turkcell’in %26,20 hissesini 1,8 milyar ABD doları bedelle satın alması oldu.

 

Özel sermaye fonlarının aktivitesinin önümüzdeki dönemde de 2020 yılında olduğu gibi iyi bir grafik çizeceğine değinen EY Türkiye Strateji ve Kurumsal Finansman Bölümü Kıdemli Müdürü Mert Göknar, “Geçtiğimiz yıllarda ülkemizden uzaklaşan özel sermaye ve girişim fonlarının, 2020 yılı itibariyle Türkiye’ye yeniden ilgi göstermeye başlamaları beklenmekteydi. Ek olarak tarihe geçecek bir yılın ardından Türkiye geleneksel ekonomi politikalarına dönerek daha öngörülebilir bir döneme girdi. Bunun yanında pandemi şartlarına rağmen Türkiye’nin 2020’yi diğer dünya ülkelerinin aksine yatay bir büyüme ile kapatması bekleniyor. Bu sebeplerle 2020 yılında özel sermaye ve girişim fonlarının artan ilgisinin önümüzdeki sene de artarak devam etmesini, buna ek olarak bilişim sektöründeki işlemler ile birlikte start-up şirketlere yapılan yatırımların artmasını öngörüyoruz” açıklamasında bulundu.

 

2020’de bilişim sektörü birleşme ve satın alma işlemleri içerisindeki ağırlığını artırmaya devam ettirirken özellikle oyun sektörü ön plana çıktı

 

Ülkemiz farklı sektörlerde bir üretim üssü olduğundan uzun yıllar şirket birleşme ve satın alma işlemleri de bu sektörlerde yoğunlaşmıştı. Son yıllarda bilişim sektörünün gerek işlem sayısı gerekse işlem büyüklüğü içindeki payını arttırdığını görüyoruz ve 2020’yi bu eğilimin zirveye çıktığı bir yıl olarak değerlendiriyoruz.

 

2019 yılında bilişim sektörünün işlem adedindeki payı, 71 adet ile %33 civarındaydı. İşlem değeri açısından ise 232 Milyon ABD Doları işlem büyüklüğü ve %8,5 pay ile ulaştırma, imalat, perakende, finansal hizmetler ve kimya sektörlerinden sonra 6. sırada geliyordu. Başka bir deyişle, bilişim sektöründe işlemler daha çok küçük boyuttaki şirketlere yoğunlaşmıştı. Bu yıl ise bilişim sektörü birleşme ve satın alma işlemlerine hem işlem adedi hem işlem hacmi açısından damgasını vurdu. 2020 yılında gerçekleşen 209 işlemin %54’ünün bilişim sektöründen çıktığını ve işlem değeri olarak da 2,1 Milyar ABD Doları ve %31 pay ile telekom sektörü ile beraber zirvede yer aldığını görüyoruz.

 

Raporda, bilişim sektörü alt sektörleri itibariyle de değerlendiriliyor ve alt sektörler arasında oyun sektörü ön plana çıkarılıyor. Bu alanda 9 adet işlemle yaklaşık olarak 2 Milyar ABD Dolarlık işlemin gerçekleştiği belirtilirken, bu işlemler içerisinde 1,8 Milyar ABD Doları büyüklüğündeki Peak Games işleminin bu hacmin büyük bir kısmını tek başına oluşturduğu ifade ediliyor. Ayrıca, bu işlemin, sadece ülkemizde son yıllardaki en büyük satın alma ve birleşme işlemlerinden biri olmadığı, aynı zamanda dünya oyun sektöründe de ilgi gören bir işlem olduğu vurgulanıyor. Raporda, bu yıl gerçekleşen Peak Games ve Rollic Games işlemlerinin yanı sıra 2018 yılında gerçekleşen Gram Games işlemi de dikkate alındığında ülkemizin dünyada mobil oyun sektöründe ön plana çıkan ülkelerden biri haline geldiğine dikkat çekiliyor.

 

Kamu tarafında, Türkiye Varlık Fonu’nun gerçekleştirdiği işlemler yıla damgasını vurdu

 

Kamu kaynaklı işlemler açısından, Türkiye Varlık Fonu'nun alıcı ve birleştirici bir rol üstlenmesi nedeniyle, 2020 yılı istisnai bir yıl oldu. TVF, toplamda 2,8 Milyar ABD Dolarlık 8 işlemle, tek başına toplam işlem büyüklüğünün %40’ını oluşturdu. Özellikle TVF’nin Turkcell’in %26,20 hissesini 1,8 Milyar ABD Doları bedel karşılığında satın alması yılın önemli işlemlerinden biri oldu. Buna ek olarak, kamuya ait sigorta ve emeklilik şirketlerinin TVF çatısında birleştirilmesi amacıyla yapılan işlemler de dikkat çekti.

 

Rapora göre, 2021 yılında da kamu kaynaklı işlemlerin tüm birleşme ve satın alma işlemleri içerisinde önemli bir paya sahip olacağı tahmin edilmektedir. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından bazı enerji santralleri ve TDİ’ye ait bazı limanların satışı da 2021 yılında gündemde olacaktır. Bunun dışında TMSF’ye ait şirketlerin satışlarının ve yap – işlet – devret yöntemi ile yatırıma alınacak projelerinin ihalelerinin devam edeceği de öngörülmektedir. Ayrıca, yaptığı büyük işlemlerle 2020 yılında birleşme ve satın alma piyasasına damgasını vuran Türkiye Varlık Fonu kaynaklı işlemler de 2021 yılı için beklentiler dâhilindedir.

 

Küçük boyutlu işlemlerin artması, başlangıç aşamasındaki girişimler için bir ekosistem oluşmaya başladığına işaret ediyor

 

Raporda, başlangıç aşamasında yapılan yatırımların gittikçe arttığı belirtilirken, işlem büyüklüğü açıklanan 89 adet işlemin 39 adedinin bedelinin 1 Milyon ABD Dolarının altında olduğu vurgulanıyor.  İşlem değeri açıklanmayan yatırımların büyük bir bölümünün de yine 1 Milyon ABD Dolarının altında olduğu tahmin ediliyor. Alıcı tarafta yer alan yatırımcıların çoğunun yerli ve yabancı girişim sermayesi fonları ya da melek yatırımcılardan oluştuğunun, özellikle, yerli girişim sermayesi fonlarının bu alanda daha fazla rol almasının beklendiğinin altı çiziliyor. EY Türkiye, bu verilerden yola çıkarak, ülkemizde start-up’lar için bir ekosistemin oluşmaya başladığına işaret ediyor.

 

2021 yılına ilişkin beklentiler ise, COVID-19 salgınının ve etkilerinin sene başında devam etmesine rağmen yılın ikinci yarısı ile beraber iyileşme döneminin başlayacağı yönünde. Bu beklentiler ile beraber raporda 2021 yılı için olumlu görüşler yer alıyor

 

EY Birleşme ve Satın Alma İşlemleri 2020 Raporu aynı zamanda 2021 öngörülerini de ortaya koyuyor. Raporda, 2021 yılında şirket birleşme ve satın almalarının önceki yıllara göre adet ve hacim olarak daha yüksek olması bekleniyor. Öncelikle, 2021 yılında beklenen önceki yıllara göre daha istikrarlı bir para politikası ve yüksek büyümenin şirket birleşme ve satın almaları için de olumlu bir ortam yaratması bekleniyor. Ayrıca, salgın nedeniyle baskı altında kalan ulaştırma, turizm ve perakende sektörlerinde yaşanabilecek hızlı bir toparlanma ile bu sektörlerdeki şirketlere olan ilginin tekrar canlanması da beklentiler arasında yer alıyor.

 

Raporda ayrıca, dünyayı etkisi altına alan salgın ile beraber teknoloji sektörünün nispeten olumlu etkilendiğine dikkat çekilerek, bu sektörde gerçekleşen işlem sayısının ve işlem hacminin giderek artmasının beklendiği vurgulanıyor. Bunun yanı sıra 2020 yılında pandemi sebebiyle ertelenen ve 2021 yılında hızlıca kapanması beklenen işlemler ve kamu sektöründe beklenen işlemlerin gerçekleşmesine bağlı olarak 2021 yılında şirket satın almaları ve birleşmelerinin işlem hacmi olarak 10 milyar ABD Doları seviyesinin üzerine çıkması tahmin ediliyor.

 

EY Türkiye Strateji ve Kurumsal Finansman Bölümü Başkanı Özge Gürsoy Büyükavşar konuyla ilgili olarak; “2021 yılında salgın ortamının fazla uzamayacağını, yeni ekonomik programının istikrarlı bir büyüme sağlayacağını ve siyasi gerginliklerin ciddi bir tehdit oluşturmayacağını düşünüyoruz. Salgının yavaşlaması ile özellikle sınır ötesi satın alma işlemlerinin ivmelenmesini beklemekteyiz. Sınır ötesi işlemleri cazip kılacak bir başka faktör de uluslararası piyasalardaki düşük faiz ortamı ve bol likidite nedeniyle finansman olanaklarının açık olmasıdır. Yabancı şirketler düşük bir öz kaynak ve düşük maliyetli borçla yüksek büyüme sağlayan gelişmekte olan ülkelerdeki varlıkları kolaylıkla satın alabileceklerdir. Ülkemizin salgın dönemini diğer dünya ülkeleri aksine yatay bir büyüme ile kapayacak olması bunun yanında değişen ekonomi yönetimi ile beraber kur-faiz dengesinin yeniden sağlanması 2021 yılında daha istikrarlı bir para piyasası göreceğimizi işaret etmektedir. Tüm bu gelişmeler ışığında 2020 yılını salgına rağmen şirket birleşmeleri ve satın almaları konusunda gayet olumlu geçiren Türkiye için 2021 yılının da olumlu geçmesini bekliyoruz” açıklamasında bulundu.