Geçen hafta sonu bir iş seyahati nedeniyle İtalya’nın Napoli şehrine gittim. İlk defa gittiğim için iş
seyahatinin içerisine birazda turistik faaliyet kattım ve Napoli civarında görülecek bir kaç yeri ziyaret
etme şansını yakaladım.
En çok ilgimi Pompei çekti. Vezüv yanardağının eteğinde M.Ö.700 yıllarında önemli bir liman ve
ticaret kenti olarak kurulmuş bu şanssız şehir M.S.79 yılında Vezüv yanardağının patlaması ile
tamamen yok olmuş. Bu felaketten kalanları çok iyi korumuşlar, iyi bakmışlar ve turistik emtea haline
getirip Dünya vatandaşlarına satıyorlar. Şehrin harabelerini gezerken bir taraftanda kulaklıktan
tarihçeyi ve felaketin büyüklüğünü dinliyordum. O dönemde şehrin nüfusunun 20.000 civarında
olduğu tahmin ediliyor. Bu tahminin dayanağı 5.000 kişilik bir anfi tiyatroları olması. O çağlarda
Tiyatrolar inşa edilirken nüfusun ¼ ü kadar bir seyirci kapasitesi esas alınırmış. Şehrin bir bölümü
güvenli olması bakımında dağın yamacında inşa edilen evlerde yaşarlarmış. Burada daha çok devlet
erkanı ve zengin tüccarlar ikamet edermiş; aşağı düzlüklerde ise işçiler ve fakir halk çardak, çadır ve
benzeri yapılarda yaşamlarını sürdürürlermiş.
Vezüv yanardağı büyük bir gürültü ile patlamış ve patlama ile birlikte kızgın kül ve taşların 3.000 mt
yükseğe fırladığı ve bu kütlenin 15 saniye gibi çok kısa bir sürede şehrin üstüne indiğini ve tüm şehri
kapladığı tahmin edilmektedir. Eldeki bilgilere göre bu kütlenin sıcaklığının 400 derecenin üzerinde
olduğu ve bu ısı ile tüm organik varlık ve maddenin yanıp kavrularak yok olduğu bilinmektedir. Bu
arada hızlı kavrulma sonucu bazı canlı bedenlerin dışları kavrularak katılaşmış ve içleri boşalmış
durumdaydı. Bunların içlerine daha sonra arkeologlar tarafından sıvı alçı doldurularak formları
korunmaya çalışılmış. Bu şekilde bir birine sarılmış vaziyette çiftler, annesine sarılmış çocuklar, evcil
hayvanlar bulunmuş ve bunlar oradaki müzede teşhir ediliyor.
Bu tablolar beni çok etkiledi, çok duygulandım ve bir doğal afetin boyutlarının ne kadar büyük ve acı
olabileceğini oradada bir kere daha gördüm. Allah bir daha kimseye yaşatmasın.
Turistik havadan çabucak çıktım. Aklıma hemen çok sevdiğim sigortacılık mesleğim geldi ve hemen
bu doğal afetle sigotacılığı birleştirdim ve zihnimde analiz etmeye başladım. Sonra aklıma şu sorular
geldi ve cevap bulamadım; bazı melektaşlarıma sordum onlarda cevap veremediler. Neydi bu
sorular?
– Risk yönetimi kavramı açısından bakınca insanlar yanardağ olduğunu bildikleri bir dağın
eteğine niçin yerleşmeye karar vermişlerdi? Riski hiç mi düşünmemişlerdi yoksa başka
nedenlerle bu riski almayamı karar vermişlerdi?
– İstatistiklere ve eldeki bilgilere göre deprem ile yanardağ patlaması risklerinin birlikte ortaya
çıktığı bilinmekte. Bunun sebebi katmanların kırılması ve ortaya çıkan basıncın magmaya
etkisimiydi?
– Günümüze en yakın Volkan patlaması İzlanda’da yaşanmıştı. Bu katastrofik doğal afetin
faturası ne kadardı?
– Bizler doğal afet korumalarını alırken (Cat. Excess of Loss) taşıdıgımız riski löçmek ve
belirlemek için modelleme çalışması yaparız. Buradan çıkan sonuca görede biriken risklerimiz için bir koruma reasürans temimatı alırız. Bu hesaplamalar yapılırken aktüerler deprem için 100,250,500 ve 1.000 yıllık geri dönüş periodlarını alırlar. Bende Pompei’nin acı hikayesi ve Vezüv yanardağının korkunç görüntüsünün etkisi ile kendime şu soruyu sordum. Aynı modelleme çalışmasını yanardağ patlaması için yapsak geri dönüş süresini kaç yıl olarak hesaplamalıydık.? Henüz cevabı bulamadım. Araştırıyorum. Bulunca sizlerlede paylaşacağım.
– Yangın All Risk poliçesi teminatları içerisinde Yanardağ Püskürmesi için de teminat var.
Deprem ile birlikte anılıyor. Ancak çok farklı riskler. Acaba bu taminat gerçekten veriliyormu?
Bilinçli olarak talep eden varmı? Bunun için ayrıca reasürans koruması alınıyormu?
Sonra bizdeki yanardağların hangileri olduğuna baktım. Ağrı Dağı, Erciyes Dağı, Hasan Dağı, Göllüdağ, Karacadağ, Kula Tepeleri, Nemrut Dağı, Süphan Dağı, Tendürek Dağı önemli volkanlar olarak karşımıza çıkıyor.
Ülkemizdeki en genç volkanlar ise Manisa'nın Kula İlçesi yakınlarındaki Kula Volkanları. Bu özelliği nedeniyle bu yöreye Yanık Ülke (Katakaumene) deniliyor. Bu volkanik arazide, volkanik küller içinde bulunan insanlara ait ayak izleri ise dünyada sadece birkaç bölgede var. Bu izler, volkan patlamalar sırasında bölgede insanların yaşadığının en belirgin kanıtı.
Nemrut Dağı, Doğu Anadolu Bölgesi’nde Van Gölü’nün batısında yer alan bir volkandır. Yükseltisi
2935 m. olan Nemrut volkanın zirvesinde çapı 6 km.yi bulan ve dik yamaçlar ile çevrili daire şekilli bir
kaldera bulunur. Kalderanın batısında bir göl yer alır. Jeolojik kayıtlara göre Nemrut Volkanından son lav çıkışları 1441, 1597 ve 1692 yıllarında yaşanmıştır. 1441 yılında, halk arasında “Kantaşı Mevkii” olarak adlandırılan yerde, aktivite sonucu lav akıntıları yaklaşık 10 km2'lik bir alanda etkili olmuştur.
Günümüzde Nemrut volkanından sıcak gazlar çıkmaktadır.
Jeologlar Türkiye'nin faaliyete geçebilecek en 'riskli' yanardağı olarak, Bitlis sınırlarında yer alan Nemrut Dağı’nı göstermektedirler. Konunun uzmanları bu yanardağın 564 yıldır faaliyete geçmediğini ancak volkanın takip edilmesi gerektiğini, Nemrut Dağı’nda oluşabilecek bir volkanik patlamanın bölgede önemli düzeyde tehlike yaratması söz konusu olabileceğini ifade etmektedir. Sönmüş bir volkan olan Süphan Dağı, Anadolu'nun Büyük Ağrı ve Cilo Dağı’ndan sonra üçüncü yüksek dağıdır.
Van Göl’nün kuzeyinde yer alan Süphan Dağını en yüksek zirvesi 4058 m.dir ve zirve bir örtü buzulu
ile kaplıdır. Bu dağdan çıkan lavlar Van Gölü’ne kadar akmıştır.
Ülkemizin aktif sayılacak diğer bir volkanı Ağrı sınırları içinde bulunan Tendürek volkanıdır. Dağın
doğusunda bulunan ve çapı yaklaşık 500 metre olan kraterden sıcak su buharları ve hidrojen sülfür
gazları çıkar. Bu gazlar kraterin kenarlarında, sarı renkli bir mineral olan kükürt oluşumunu sağlar.
Volkandan püsküren sıcak su buharlarının sıcaklığı yaklaşık 60 °C civarındadır.
Türkiye’nin Avrasya, Arap, Afrika tektonik plakaları ile Anadolu Bloğu ve Ege Genleşme Bölgeleri
üzerinde yer aldığı, dünyanın en aktif tektonizma bölgesi içinde olduğu bilinmektedir. Herhangi bir
yanardağın oluşması ya da harekete geçmesi levha tektoniğine bağlıdır.
Bazı bilim adamlarının yaptığı araştırmalar sonucunda, Nemrut, Ağrı, Tendürek, Süphan ve Hasan
dağlarının her birinin aktif olduğu ortaya konulmuştur. Daha önce sorduğum sorudaki gibi Doğu
Anadolu’daki yanardağlara bakacak olursak, yaklaşık 6 milyon yıl önce, bölgenin kuzey-güney
ekseninde sıkışmasıyla yerkabuğunun kalınlaşması ve bunun sonucunda meydana gelen kırıklardan
magmanın yükselmesiyle oluşmaya başladı. Bölgenin en önemli yanardağları Nemrut, Süphan, Tendürek ve Ağrı dağıdır. Bu yanardağlar, tarihsel zamana kadar etkin olmuşlardır. Bazılarında halen
gaz ve buhar çıkışı gözlemlenmektedir. Helyum izotop analizleriyle manto kökenli oldukları saptanan
bu gaz çıkışları, bu yanardağların halen canlı olduklarını göstermektedir.
Daha önceki soruların cevaplarında da belirtildiği gibi Doğu Anadolu’daki yanardağların halen “soluk
aldıklarını” ama “yaşlı” yanardağlar olduklarını söyleyebiliriz. Ancak her ne kadar uyku dönemine
girmiş olsalar da bu yanardağlar, yer (levha) hareketlerine bağlı olarak, günün birinde yeniden aktif
hale gelebilirler. Ancak bu konuda kesin bir tahminde bulunmak zor. Fakat bu yanardağların uzun
vadede harekete geçebilecekleride yadsınamayacak bir ihtimal.
Unutmayalım ki depremlerinde ne zaman olacağını kesin olarak bilemiyoruz. Yanardağları da
bilemememiz çok normal.